Yaşıyoruz, Orada, Burada, Şuradayız...

Yayıncılık prensibime ters bir şekilde "Yazar tatilde" bile demeden Türkiye'ye kaçtım :) Ama Belçika kimlik kartlarımızın çıkış tarihi ve dolayısı ile Türkiye'ye gidişimiz malesef çok net ve programlı değildi. Kimlikler çıktı ve biz bir iki gün içinde toparlanıp kendimizi uçağa zor attık. Orada da bırakın bloga yazmayı nefes alacak vakit bile bulamadık. Demek ki artık bir gurbetçi olarak böyle olacak tatillerimiz... En fazla zamanla tecrübelenerek biraz kolaylaştırabiliriz, herkes için :) Ne çok şey planlamıştık oysa... Ne gitmek istediğimiz yerlerin yarısına gidebildik, ne görmek istediklerimizin tamamını görebildik, ne de görebildiklerimiz ile hayal ettiğimiz kadar vakit geçirebildik. Bir ay çok uzun gelmişti ama değilmiş meğer. Neyse uzatmamak gerek yazacak zaten çoook şey birikti.

Gidişimiz-Yolculuk;

İyice hareketlenen Demir ile 3,5 saat tek başıma uçak yolculuğu beni korkutuyordu. Zamanında yolculuklarda bazen ofladığım çocuk gürültüsünün bu sefer kaynağı olabileceğimi düşünmek kabus gibiydi. Bir türlü atamadım şu etrafı rahatsız etme korkusunu... Bir kaç gün önceden başladık anlatmaya. "Buradan baba araba ile bizi hava alanına götürücek. Hııın hııın... Sonra oradan uçağa bineceğiz. Vuuuuu.... Orada bizi anneanne, dede, hala, enişte, dayı, Barış, Duygu Teyze ve Yıldıray Amca bekliyor olacak"...

Anlattığımız sürece uygun şekilde bindik uçağa. Korktuğum olmadı. Hem de kalkıştan önce uçağın içinde yarım saat de eşantiyondan beklemek zorunda kalmamıza rağmen. Teyzelerin takdirini alarak indik uçaktan :) "Biz bile dayanamazken sen dayandın, aferin" dediler beyfendiye. Fakat rötarlı kalkışımızın da etkisiyle üç uçak arka arkaya indik İstanbul'a. Bu da pasaport kontrolünü inanılmaz kalabalık yaptı ve ben yolculuk ile ilgili bu kısmı Demir'e anlatmayı unutmuştum. Uçaktan ineceğimizi, bavullarımızı alacağımızı ve bizi daha önce saydığım grubun karşılayacağını söylemiştim. Sonuç olarak o sonu gelmez kuyrukta ben çığlık atma noktasına geldim, Demir ise çekinmedi bol bol attı. Ve yorgunluktan uyuyakaldı. Bizi bekleyenler arasında çok güzel bir de süpriz vardı. Teyzemler ve Niloş da gelmişti. Demir uyandığında kendini rüyada sandı sanırım. Çok şaşkındı. Hava alanından dört araba arka arkaya çıktığımızda hala düşünceli düşünceli kafasını kaşıyordu :)

Çıkarılacak Ders: Yolculuk gibi çocuğun rutini dışı olacak bir aktivitenin nasıl olacağının anlatılması çok işe yarıyor. Ama süreçte bir şey eksik bırakmamak önemli.

Ziyaretler, Hastalık, Tatil;

Hava değişimi ve unuttuğumuz yerel mikroplar ile karşılaşacak olmamız nedeni ile Demir'in hasta olabileceğini düşünüyordum. Ama ondan önce ben dağıldım. Arkadaş grubumuzda ondan ona gezen mikrop ya da virüs her ne ise önce bana sirayet etti. Boğaz ağrısı, geniz akıntısı ve birkaç gün sonra başlayan öksürük... İki üç gün geçtikten sonra tam Demir paçayı sıyırdı herhalde diye düşünürken boğazını tutmaya başladı. Bir gece de sabahına geçecek şekilde hafif ateşlendi. Birkaç gün sonra da aynı bendeki gibi öksürük başladı. Doktorumuz önemli bir şey olmadığını söyledi ve her ikimizde ilaçsız bir şekilde atlattık.

Hastalık ve düzen değişimi ile birlikte Demir çoktan bıraktığı gece kalkmalarına yeniden başladı. Hastayken kıyamayıp gece verdiğim memeyi hastalıktan sonra da krize girercesine istedi. Büyük hataydı. Ama hastalık konusunda gerçekten çok tecrübesizdim. En son yılbaşında bizim üç sıpa bir hafta kadar hep beraber burun şıpırdatmışlardı :) Tabi kalkmalarında farklı yerlerde uyumasının ve sıcakların da etkisinin büyük olduğunu tahmin ediyorum. Garibim 3-4 günden fazla aynı yerde uyuyamadı ki :( Anneanne ve hala arasında mekik dokurken bir de araya büyük babaanne, Zeynep ve Duygu teyze ziyaretlerini, tabi bir de deniz tatilinde otel konaklamasını sıkıştırınca varın siz hesaplayın garibimin durumunu. Neredeyse her öğlen de başka bir yerde uyumak zorunda kaldığını saymıyorum bile...

Deniz tatili için ise tek istediğimiz Demir'in bol bol yüzmesiydi. O zaman öncelikli deniz sıcak olmalı diye düşündük. Antalya veya Kıbrıs olsun dedik. Genellikle bir çok koyunda birden derinleşen Antalya Denizi yerine hiç gitmediğimiz Kıbrıs olsun diyerek seçimimizi yaptık. Bir hafta olsun diye düşündüğümüz tatili hiçbir şeye yetişemediğimizi görünce de beş güne indirdik. Annem beş gün boyunca bizimleydi. Babamsa yoğun iş temposu nedeni ile iki gün bize katılabildi. Deniz benim hoşlandığımdan çok daha sıcak olsa bile Demir için süperdi. Planladığımız gibi bol bol yüzdü. Ama kelimenin tam anlamı ile yemeden içmeden kesildi. Kahvaltılarda sadece pankekten bir iki ısırık aldı onun dışında neredeyse sadece sıvı ile beslendi. Anne sütü, ayran ve meyve kompostosu... Sağlıklı gıda çizgimizi geçtik boğazından katı bir şeyler geçsin bari diye hemen her şeyi sunduk. Sonuç hüsran :( Biz üzüldük ama onun keyfi yerindeydi. İstedikleri olduğu zaman! Parka gidecek, oyun odasında arabalara binecek, arabaların çalışması için anneanneden bol bol pil (yani jeton :) çalışan her şeyin pili var onun için. Demir'e göre koskoca arabamız bile pil ile çalışıyor . Benzinlikte babasının arkasından bile piiil diye bağırıyor! :D) isteyecek, mümkünse hiç yemeyecek, yemek saatlerinde kalabalık restoranda ayak altında dolaşmasına ve merdivenlere oturmasına ses edilmeyecek, tüm masaları gezerek konsomasyon yapacak ve bol bol yüzecek... Bunları yapmasına izin verip bunun dışında bir şey istemediğiniz zaman bir melekti. Ama hele yapmak istemediği bir şey isteyin! Çok değişti tatilde. İsyankar bir oğlan oldu çıktı. Belki de dönemi denk geldi belki de çok özleyenlerin sevgisini ve ilgisini hazmedecek kadar olgun değildi :) Kendini hükümdar sandığından şüphelendim bazen.

Tatilden Notlar ve Resimler;

-İlk defa saclarıni kestirdik. Not düşelim çok önemli bir tarih :) 04.07.2010















-Anneannesi ve dedesi Demir'e akülü araba almışlar. Demir çok sevip sağını solunu inceleyip, bol bol inip binse de şimdilik ayakları pedallara yetişemediği için arabanın hakkını veremedi. Bir sonraki gidişimize diyoruz.

arabaa

-Duygu ve Barış'ın annemlere gelmesi ve dolu dolu üç dört günü bir arada geçirmemiz tatilin belki de en yerinde hareketiydi. Çocuklar bol bol vakit geçirdiler. Eeee tabi biz de :)

barisdemir

-Paşamız denize gitmeden önce koca teyzesinin havuzunda yüzme sezonunu açtı. Kendi kendine yüzebileceğini ve onu tutmamızın gereksiz olduğunu ısrarla söyleyip sulara dalmak istese de şimdilik bu istekleri yerine getirilmedi :)

havuz

Ooof ooof daha yazacak ne çok şey var ve vakit yok. Ben arkası yarın deyip bir mola alayım diyorum :) Devamında nelerin geleceğinin de kopyasını vereyim hem bana da hatırlatma olsun;

- Dönüş yolculuğumuz. Giderken tek başına yaptığımı dönüşte hem ana hem baba nasıl beceremedik? Yanımızdaki aynı çocuk değil miydi?

- Eve dönünce ne yaptık? Ertesi gün kendimizi nasıl Amsterdam'a attık ve akabinde nasıl iki çocukla yağmur demedik ,çamur demedik, 5 gün boyunca gezdik?

- Memeyi nasıl bıraktık? Üç adımda nasıl acısız meme bırakılır? :)

- Konuşmada ne durumdayız?

-Demir'in müthiş Helika'sı!!!!!


Benim de bunu paylaşmam gerek dersen :) Paylaş

3 Response to "Yaşıyoruz, Orada, Burada, Şuradayız..."

  1. Başak Çelik 18 Ağustos 2010 10:17
    Aaaa, buraya gelinmiş!!! Hoşgeldiniz, hoşgittiniz :)

    Evet, önceden anlatmak kesinlikle işe yarıyor!!!

    Güzel bir tatil geçirmişsiniz, fotoğraflar nefis!!! Bu arada, ikinci fotodaki şort ve tshirtün aynısından Çınar'da da var, ola ki bir araya geliriz, pişti olmasınlar :P

    Gelecek 3 konuyu çok merak ettiğimi bildirir, yeniden bloga hoşgeldiniz derim :)

    Sevgiler :)
  2. Evrim 19 Ağustos 2010 11:45
    Ahahaha sort mohercare, tshirt Tchibo :)

    3 konunun ikisini tahmin ediyorum sanırım; meme ve konuşma mı? Baksana dün yazıyı yazdım ve kayıplara karıştım. Yazabileceğim inşallah. Bu günden ümitliyim bakalım :))
  3. Başak Çelik 19 Ağustos 2010 13:15
    Evet, o ikisiydi ama asıl merak etmem gereken Helika'ymış!!! O ne öyle yaaa??? :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...