Saklar ve Bizi Hatırlar mı Acaba?

Türkiye'deyiz...

Yazdan önce, neredeyse tamamı Balıkesir'de geçecek on günlük kısa bir kaçamak...

Sabah saat 11'de başlayan upuzun yolculuğumuz ancak sabaha karşı 3:30 da sona erdi. Brüksel-İstanbul uçuşu Demir'in iki yaşını doldurup da kendine ait koltuğu ile ilk uzun uçuşuydu. İnanılmaz rahat geçti. Hatta GS-FB maçı için uçakta olan bir çok yetişkine göre çok daha olgundu diyebilirim. Hatta ve hatta rahatsız olan bir bey, taşkınlık yapan gruba "Şu çocuk kadar akıl yok sizde!" diyerek çıkıştı. Oyun hamuru, kitap, aburcubur gibi joker haklarımızın hiçbirini kullanmadan sadece minik arabalarımızla hem de hiç uyumadan yolculuğu tamamladık. Pasaport kontrol ve bagaj bekleme (hatta beklememe) de sorunsuz olunca evde tek başımıza geçirdiğimiz sıradan bir günden bile daha az yorularak İstanbul'a indik. Alanda bizi bekleyen Pelin ve Sinan'a bir "ceee" yapıp babam, Umut ve Ceren ile birlikte Balıkesir'e doğru yola düzüldük...

Eskihisar-Yalova feribotunda bir teyze Türkiye'ye gelmiş olduğumu iliklerime kadar hissettirdi bana. "Bu çocuk aç", "Bir çorba yapsaydın bari", "Benim torun olacaktı var ya.." cümlelerine kadar neyse de halamla telefonda konuşurken "Kızım, oğlum, torunum yanımda ya benden mutlusu yok" diyen babama "Ama karın yok, karın!" dediği yerde tamam dedim "Welcome to Turkey!" Sonrasında, karanlıkta olsa Demir'e denizi ve karşı kıyıları göstermek biraz da teyzeden kurtulmak için dışarı çıktık. Demir şöyle bir dışarı baktı ve iliklerine kadar hissederek duygularını bizimle paylaştı; "Ziyaaaah"... Algısı buydu gece ve deniz ile ilgili. Haklıydı da...

Saat akşam dokuza yaklaşırken Orhangazi'ye varmıştık ki maçı izleyecek yer telaşına düştük. Aldığımız bir kaç tarifi kıvıramayıp bu arada maç da başlayınca beyler telaşla bir kahveye daldı. Oğlum, ben ve Ceren ortada kaldık! Bir manav bize sahip çıktı. Kendisi ve kızı için ayırdığı minicik alanı bizim ile paylaştı. Bir yandan manav ile sohbet ederken diğer yandan da radyodan maçı takip etmeye çalıştık . Demir çok mutluydu, arkadaş olmuştu beşi bitirip altıya girmiş, mor rengi ve erkek çizgi filmleri(!) seven, iki ablası olan akıllı bıdık Selin ile... Babalı kızlı deli oldular bizleri ağırlamak için; ucuca eklendi kola, çay ve meyve ikramları. Maç malum şekilde sonuçlandıktan sonra tekrar yola koyulduk. Benim aklımda Selin...

Öyle bir hikayesi vardı ki! Annesi onu doğurduktan sonra ağır bir postpartum depresyonu geçirmiş. Hatta yedi aylıkken babasının ilaçlarını sütüne katarak onu zehirlemeye kalkmış. Midesini yıkamışlar, ölümden dönmüş. Geçen sürede kadın tam dört kere hastaneye yatmış olmasına rağmen tedavi olamamış ve en son üç ay önce evi yakma girişiminde bulunmuş. Babası korkup Selin'i de alarak manavın üstünde minik bir daireye yerleşmiş. Selin gece yarısına kadar babası ile o manavda, biraz bakımsız ama tüm bunlara rağmen öyle akıllı, sevimli ve sevgi dolu ki... Boyuna bakmadan "geliyo, geliiyooo" diye Demir'de muz yedirmeye çalışmalar, Demir'in arabaları ile yaptığı oyunlar... Tahminim hiç anne sevgisi görmemiştir ama buna rağmen klasik anne oyunları Demir'i sevmesi sarsıcıydı! Çok etkiledi beni. O da bizden etkilendi. Demir'i çok sevdi. Bizi hatırlatacak bir şey bırakmak istedim ona ama yanımızda Demir'in en değerli arabalarından başka bir şey yoktu ve bu mümkün değildi. İlk yoklama da açık verir ve hapı yutardık. Sonra şeker kutusunda bozuk para biriktirdiğini gördüm yanımda Türk lirası bile yoktu. Zaten amacım ona para vermek de değildi. Ama oradan yola çıkarak Belçika'da yaşadığımızı orada başka paranın kullanıldığını anlattım. Bozuk paraları gösterdim, anlattım. Çok etkilendi, şaşırdı. Birisini seçmesini, saklamasını ve baktıkça bizi hatırlamasını söyledim. 50 cent'i seçti ve özenle kutusuna koydu. Ara ara, çıkarıp çıkarıp baktı.

Bunları düşünerek, içim ezilerek ve yarı uyuklayarak yolculuğa devam ettim. Demir ise maç bittiğinden beri yanımda fısır fısır uyuyordu.

Sabaha karşı 3:30 gibi Güre'ye vardık. Anneanneyi görünce bizim ki ayıldı. Hele aşağıdaki oyuncağı da keşfedince saat 4 falan demedik ray kurduk oynadık.


Sabah ile birlikte de buradaki rutinimize başladık. Onları nasılsa anlatırım şimdilik ba-baay!

Demir'in pembe boneli (vapurdaki teyze bunu görmesin!)ilk SPA-Termal keyfinden...



Benim de bunu paylaşmam gerek dersen :) Paylaş

2 Response to "Saklar ve Bizi Hatırlar mı Acaba?"

  1. Hülyanın Tunası 19 Mart 2011 16:52
    hoşgeldiniz. içim acıdı benim de selin'e
  2. Başak Çelik 21 Mart 2011 09:22
    Hoşgeldiniz :) Yine görüşmek mümkün olmayacak yani...

    Selin'e çok üzüldüm... hayat :( Ama babası iki kişilik sevmiş sanırım...

    Hatırlar ve saklar bence!

    Öpe Demir'i benim için! Sevgiler!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...