Papağan ve R2-D2

Bir haber hatırlıyorum. Küçüktüm, çok da küçük değildim hani tam hatırlamıyorum ama ortaokul yıllarım olsa gerek. Haberin konusu önünden geçince ıslık öttüren bir oyuncak papağandı. Nasıl da şaşırmıştım, aklım almamıştı nasıl çalıştığını. O yıllarda ana haber bültenleri şimdiki kadar magazin programı gibi de değildi. Demek ki haber değeri olduğu düşünülecek kadar ciddi görülmüştü. Haber muhabiri defalarca önünden geçmiş, aklınca insanlara şakalar yapmıştı.

Yandaki R2-D2 oyuncağını ise geçenlerde bir fast food firması sıradan bir menüsünün yanında hediye olarak verdi. Önünden herhangi bir cisim geçtiğinde hareketi algılayıp filmdeki klasik sesini çıkarıyor. Aynı bizim papağan gibi... Papağan zamanında ana haber bültenine çıkarken bu oyuncak para bile talep edilmeden hediye ediliyor artık. Anasının aksine Demir'i ise hiç şaşırtmıyor...

Yine çok eskilerden hatırlıyorum... Kardeşime siyah uzaktan kumandalı bir araba alınmıştı. Kablosuz bile değildi. Kablosu nereye kadar uzanırsa gidiyor sonrasında peşinde koşman gerekiyordu. Onun alınması bile olay olmuştu. Ailecek merasimle pillerini takmış ve denemiştik. Kardeşimin heyecandan yerinde duramadığını, kutu açılırken ellerinin titrediğini, panik ve telaş içinde saçmaladığını çok iyi hatırlıyorum. Çok değerliydi. Bu yüzden her zaman bile oynanamazdı. Şimdi Demir de onunla kıyaslanamayacak kadar marifetli bir kaç uzaktan kumandalı araba var. Seviyor, oynuyor ama o kadar büyüleyici değiller onun için. Yine et bir bebek için aylarca para biriktirdiğimi hatırlıyorum. Alırken nasıl heyecanlandığımı da... Et olan da sadece yüzüydü! Şimdi ise bir milyoncu dediğimiz dükkanlardan çok daha iyilerini bir kaç liraya almayanı dövüyorlar.

Biliyorum devir değişiyor. Biz de annemizin babamızın mısır koçanından yaptıkları bebeklere, araba millerini tahtaya çakarak yaptıkları ilkel kaykaylara kıyasla çok daha fazlasına sahiptik. Ama biz yine de bir şeylere büyülenerek büyüyebildik. Bizim çocuklarımız ise bırakın büyülenmeyi elindekilerden daha fazlasını bile bekler durumda. Mesela ipod'tan dokunmatik ekranı öğrenen Demir bir ara laptop ve televizyondan da aynı özelliği beklemişti. Yani zamanında biz teknolojinin verdiklerine şaşırırken o veremediklerinden dolayı şikayet bile edebilecek durumda.

Bu durum tamamen kötü mü bilmiyorum. Ama nedense çok da iyi hissetmiyorum. Çünkü o çocukken hissettiğim hayranlıkla beraber gelen heyecan ve sahip olmanın verdiği gurur hala bende saklı. Hatta nasıl hissettiriyorsak çevremize kardeşimin heyecanları bile bende saklı hala. Çok oyuncağa boğan bir anne baba olmasak da, bana Demir bu duyguları derinden yaşamak için gerekenden çok daha fazlasına sahip gibi geliyor. Hiç eskimeyen oyuncakları olsa da genellikle bir kaç hafta içinde eskiyor bir çoğu.

Bahsettiğim tam da sevme, eskime de değil aslında. O coşku, heyecan! Sanırım oyuncak firmaları da artık oyuncağın marifetleri ile çocuğu yakalayamadığının bilincinde olsa gerek ki bel altı oynuyor. Ben10, WinX (şimdilik kültürüm bu kadar) gibi yaratılan hayali karakterler üzerinden çocuğu efsunlayarak etkileme peşinde. Bu ise benim çocukluğumda yaşadığımdan çok daha başka, sahte. Saymıyorum...

Zamanında annelerimiz denkleştirip olanı almaya çalışırken şimdi biraz bilinçli anneler burnuna kadar sokulmuş bir dünya oyuncak arasından çocukları yokluğu da öğrensin, tatminsiz olmasın diye en iyilerini seçmeye, daha az almaya çalışıyor. Ne kadar başarabilirsek artık.

Ben neden uzatıyorum ki! Lafın kısası evimizde zamanında kardeşim ile benim sahip olduğumuz oyuncağın misli misli fazlası var fakat çocukluğumuzda alınan o kablolu uzaktan kumandalı arabanın alındığı gün ki coşkuyu henüz yaşamadık. Sorun budur...

Benim de bunu paylaşmam gerek dersen :) Paylaş

3 Response to "Papağan ve R2-D2"

  1. yeliz 2 Mayıs 2011 15:34
    bence daha teknolojik değil de daha değişik şeyler cezbediyor çocukları. kendinde olmayana bayılıyorlar, ilgilerini çekiyor. mesela cumartesi ege (Eminim evinde Arcanınkinden çok daha fazla ve güzel oyuncağı vardır) eve gitmemek için ağladı. Çünkü değişikti. Arca aynı gün Berkin getirdiği bir araba ile öğle uykusuna yattı. O heyecanı onların tavırlarında gördüm ama teknolojinin getirdiklerinin bizi heyecanlandırdığı kadar heyecanlandırmadığı konusunda hemfikirim. Benim de bir gelin bebeğim vardı. Bir defa kutusundan çıkarmadım.
  2. Evrim 2 Mayıs 2011 15:39
    Doğru bir çok örneğini biz de yaşadık gittiğimiz evlerde ama sorun şu ki iki gün sonra o değişik gelen artık değişik gelmiyor onlara. Sahip olunduktan bir müddet sonra bitiyor büyü... Oysa benim de senin gibi epey süre kutusundan çıkarmadığım gelin bebeğim (benim ki bir müddet sonra çıktı :)) hala annemin evinde saklı ve özel..
  3. Zeynep 3 Mayıs 2011 12:14
    Evrim çok güzel yazmışsın, hani kelimelere ancak böyle dökülürdü gerçekten bu his..Benim de aklıma hep şu geliyor, kendisinin olmayan ama olmasını istediği bir şeyin ona alınabileceğini/sahip olabileceğini çok erken öğreniyorlar galiba..Bu da, ondan benim de olsun mu sorusunu getiriyor , en azından bizim evde:( Belki de sahip olmak için daha özel bir neden ve gün beklemeyi öğrenmeliler.Bir paketi açtıklarında gerçekten heyecanlanmaları için onu gerçekten istemeleri ve sahip olmak için beklemeleri gerekiyor. Ama biz anne-babalar olarak her ne kadar az oyuncak sunduğumuzu düşünsek de, aslında her istediklerini çok geçmeden önlerine koyuyoruz.Çok mu karışık yazdım bilmiyorum ama öyle işte, milyon tane şey uçuştu kafamda okuyunca birden :)Son not daha dün öğlen, kırtasiyenin önünden içeri girmeden geri döndüm,sırf bu his yüzünden işte, biten herşey yerine anında konulmamalı hissi ile..özledim sizi, geliniz :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...