İlk Günden Bu Güne Demiy Ulsoyn (Demir Ulsoy)

Bir tane de oğluma yazılmış mektup benden olsun...

"
Annenin ama objektif annenin, hatta zamanında eş, dost, akraba, iş demeyip fazla objektiflikten çok çekmiş annenin gözünden, yapabildiklerin ve yapamadıklarınla üç yaşına üç ay kalmış sen. Benim duygularım ve hayat görüşümden bağımsız sadece sen...

Üç hafta erken doğmana rağmen miadında doğmuş ortalama bir bebek kadar 3525 gr ve 51 cm doğdun. Sonra hızla büyüdün. Hem de ne hızlı! 7 aylıkken 10 kiloyu geçmiştin. Tam bir tosun paşaydın. Bizim insanımız tombul bebek sever ama ben endişeliydim. Sebep arıyordum çünkü öyle çok yemiyor ama bol bol emiyordun. Çevremdekiler sebebin metabolizma ya da genetik olduğundan emin gibiydi ama ben hem emin değildim hem de açıkçası öyle olduğuna pek inanmak istemiyordum. Gerçek sebebin sütümün çok yağlı olması olmasını diliyordum. Yürümeye başladıktan sonra öyle aşırı hareketli bir çocuk olmamana rağmen 22. ayda anne sütünü bıraktıktan sonra hızla erimenden anladığım kadarıyla da asıl sebep gerçekten de buydu. Senin annen bir Hollanda ineğiydi yavrum :) En son olarak 32 aylıkken 94 cm boy 14 kg ile; kiloda ortalamanın biraz altında, boyda ise ortalamanın biraz üstündeydin. Hal böyle olunca doktorumuz tarafından "Eee bir tek babası yok tabi!" cümlesi ile gelecekte babandan kısa kalabilecek boyunun müsebbibi ilan edildim bile şimdiden haberin olsun.

"Sen var ya, sen! Bebekken bana neler çektirdin" cümlesini kuramam senin için. İlk başlarda çok kolaydın. İki saatte bir emzirmek için ben kaldırırdım seni. Emer ve uyurdun. İkinci ayı doldurduktan sonra da sabaha kadar uyanmadan uyumaya başladın. Sonra bozuldu tabi ama yine de zor bebek sınıfında hiç olmadın. İnsanlarla hep iyiydi aran. Sadece bir hafta -tam da doktorumuzun sorduğu ayda- yabancılama dönemin oldu. Topluca bir yerlere gittiğimizde çok rahat ve mutluydum. Kucaktan kucağa gezdiğin için hem dinlenebiliyordum, hem de senin ve seni sevenlerin mutluluğu mutluluk ve gurur kaynağım oluyordu. Sadece eş dostla da iyi değildi aran. Gittiğimiz restoran, kafe gibi yerlerde bir kasiyerin, bir garsonun elinde geziyordun. Güzel de bir bebektin hani. Dikkat çekiyordun. Hiç tanımadığımız bir teyzenin yolda çevirerek "Siz bu işi güzel yapıyorsunuz. Devam edin" demesini sağlayacak kadar, bir başkasının "İşte mükemmel ırk böyle yaratılır!" diye abartmasını sağlayacak kadar, uçağa binerken gören pilotun hostes ile seni kokpite çağırmasını sağlayacak kadar... Girdiğimiz ortamlarda ne tatlı, sevimli, şeker ve benzeri kelimelerden önce yakışıklı ve güzeli tercih ediyordu insanlar. Sadece bize güzel gelmiyordun vesselam.

İlk günden beri çok temkinliydin ve hala öylesin. Temkinlilikten 8,5 aylıktan - 11,5 aylığa kadar tam 3 ay sıraladıktan sonra yürüdün. İlk yürüme aşamalarında bile kayda değer şekilde hiç düşmedin. Ne de olsa üç ay çalışıp emin olduktan sonra yürüdün. Konuşma dışında bizi hiç bir şey de bekletmedin. Hep bir kitap çocuk gibi yazılanları ya yazıldığı zamanda ya da daha erkenden yaptın. Bir tek konuşma. 16 aylıkken yurt dışına taşınmadan hemen önce "anneanne cici" gibi basit iki kelimeyi yan yana koyabilirken taşındıktan sonra 3-4 ay sessizliğe gömüldün. Sadece ben ve babanla kalmak, yaşadığımız ortamın ve ortamda konuşulan dilin tamamen değişmesi seni etkilemiş olabilir. Çünkü yazılan çizilenden ve şu an konuşmada senden çok daha ileri olan arkadaşlarından epey önce "ba-ba-ba, de-de-de" gibi heceleri çıkarmaya başlayınca herkes erken konuşacak bu demişti senin için ama öyle olmadı. Şimdi bakıyorum da tam da sessizliğe gömüldüğün süre kadar geriden takip ediyorsun arkadaşlarını. Aslında son zamanlarda her derdini anlatmanın da ötesine geçtin. Başkalarının sana anlattıkları dahi aktarabiliyorsun. Çokça kelimeyi de yan yana koyuyorsun. Ama ekler ile ilgili problemlerin var. Olumsuzluk ve çoğul eklerini yakın zamanda kullanmaya başladın. Ama soru ekleri henüz yok. Kıbrıslı gibi vurgu ile soruların. Güdük konuşmana rağmen tanımlamalar, gruplamalar, salt kuru itiraz yerine çözüm önerilerin bol. Mesela sadece "Anne bak, kapı" yerine "Anne bak, büyük mavi dikdörtgen kapı" diyorsun. Şu suralar benzerlik ve farklılığa takmış durumdasın. Parkta gezerken bile -Bu yaprak şu yaprağa benziyor. Diğeri değişik mor bir yaprak. Bunlar kurumuş yapraklar- diye geziyorsun. Hep böyle bir karşılaştırma ve gruplama halindesin. Olmaz dediğimiz şeylere çözüm önerileri getirerek bizi köşeye sıkıştırabiliyorsun. En son ıvır zıvır dolu bir kova ile markete gitmek istediğinde "Dökülür, zor olur. O yüzden olmaz" dediğimde "Kavanoza koyarım, kapağını kapatırım" dedin ve istediklerini söylediğin şekilde yanına alarak markete geldin. Artık sana sebep sunarken çok daha iyi düşünmem gerekiyor.

Sayılar ve harfler ile aran çok iyi. Çok uzun zamandır hem İngilizce hem Türkçe sayıyor ve yazılı olarak tanıyorsun. Ezbere saymanın ötesinde sayıları hayatın içinde anlamlarını bilerek kullanıyorsun. Mesela sayı ile istiyorsun bisküvilerini. Eksik verince hesabını soruyorsun. Ya da dörtlü spot lambanın biri patladığında "3 lamba yanıyor. 4 yok. Bozuk. Babam yapsın" diyebiliyorsun. "Yimi benim beş senin olsun" diyerek 20 euro'yu asla 5 euro ile değiştirmiyorsun. Harfleri öğretmek adına hiç bir şey yapmadık. Sadece çok küçükken hediye gelen benim henüz erken diye düşünüp sakladığım ama senin keşfedince illa açmak isteğin ve açınca da bolca oynadığın bir harf yapbozumuz var. Bir de tabi youtube da kendin gezinmeye başladığından beri bir şekilde bulup sık sık dinlediğin "ABC Song". Zaten benden değil bu şarkıdan öğrendiğin için bir çok harfi İngilizce söylüyorsun. Ben harflerin hepsini bildiğini bile bilmiyordum. Henüz erken diye düşündüğümden engellemeden kendi haline bıraktım seni. Neyi bilip neyi bilmediğini kontrol etme gereği bile duymadığımdan arada bana söylediklerinden ezbere "alfabenin yarısını biliyor galiba" diye geziyordum. Geçen ay Türkiye'deyken Duru'nun mıknatıslı harflerine ilgini görünce oynaman için bize ödünç verdiler. Pelin (halan) sordukça söyledin. Meğer hepsini biliyormuşsun. Hatta P harfini alıp "Pelin yaaaz", B harfini alıp "Baba yaaaz" gibi şeyler söyleyerek bizi şaşırttın. Ama sonra pek devamı gelmedi. Geçen akşam ise ekranda yazan "Miss you" cümlesini "MM-ii-ssss vay-o-u" diye biraz kesik kesik okudun. Y İngilizcedeki gibi vay :) Ama öyle havalara girme. Doktorumuzun dediğine göre erken yürüyen, erken konuşan, erken okuyan daha zekidir gibi kabuller artık terk ediliyormuş. Çok ilgilisin ondan diyelim. Ama aynı şekilde erken konuşamadığın için de kendinden şüphe etmen yersiz. Hatta dil insan beynini kısıtladığından zeka problemi olmayıp geç konuşanların daha çok çözüm üretebilen ve daha pratik zekalı yetişkinler olduğunu söyledi yine doktorumuz. Dilin beyni neden kısıtladığını da sen daha küçücük bebekken şöyle açıklamıştı; "Bebekler konuşamadıkları ve çevredeki hiç bir şeyin ismini bilmedikleri için bizden çok daha bütünü algılarlar. Mesela onlar bir sandalyeye baktıklarında beyinleri sandalye deyip geçmez. Bacakları, gövdesi, rengi, materyali, formu vb ile bütün olarak algılarlar. Dil insan beynini kısıtlar. Bu neden ile en azından bir kaç dil bilmek insan beynini daha doğrusu zihnini esnekleştirir."

Puzzle yapmayı seviyorsun ve oldukça başarılısın. Üç yaş üzeri geçmeli puzzlelları yaptığında iki yaşında bile değildin. Şimdilerde artık elimizdekileri ezbelerdiğin için farklılık yaratmak adına üç farklı puzzle'ın parçalarını karıştırıyorum. Yapıyorsun. Duyduklarından çok gördüklerinle çok ilgilisin puzzledaki başarın da bundan. Ama fiziksel konularda öyle önde bir çocuk değilsin. Daha doğru düzgün zıplayamıyorsun bile. Eve aldığım trambolin öylece duruyor. Ama epeydir takla atıyorsun. Hatta son zamanlarda abarttın hafif sıçrayıp enseni koyarak atıyorsun. Ama suda oldukça iyisin ve karada olduğundan çok daha cesursun. Tekrar eden el oyunları gibi şeylerde iyi değilsin. Benim gibi tekrar eden şeylere alerjin olabilir. Belki de el- kol- vücut koordinasyonun iyi değil yine benim gibi.

Sevindiğin ve eğlendiğin zaman kontrolünü kaybediyorsun. Hani çocuklar zaten hesapsız kitapsız hareket ederler ama sen resmen kendini kaybediyorsun. Hatta Ela senin o anlarda yaptığın hareketleri yapıp "Demir gibi" diyormuş annesine. Sana duyguların ve bunları ifade etme biçimle ilgili hiç bir şey demediğim gibi "öyle koşulmaz, bağırılmaz, gülünmez" gibi hiç bir engelleme getirmiyorum. Coşkularını sonuna kadar ve kontrolsüz yaşayan bir çocuk olmandan dolayı mutluyum. Umarım yine böyle bir yetişkin olursun. Öpmeye, öpülmeye, mıncırılmaya bayılıyorsun. Bunu yapan kişiler konusunda da öyle çok seçici değilsin. Sadece bir kaç saat zaman ve bir de karşı taraftan biraz sıcaklık hissetmen yetiyor. Herkes ile iletişim kursan da herkes ile farklı oyunlar oynuyorsun. Kim gerçekten neyi iyi yapıyorsa ve neden keyif alıyorsa o kişilerden onu istiyorsun. Mesela Sinan'a mutlaka minderlerden ev yaptırmak istiyorsun ama bunu benden hiç istemedin şimdiye kadar, anneannenle daha çok oturarak oynanan oyunları tercih ediyorsun, baban gelince legoların başına oturuyorsun. Bu liste böyle uzar gider. Bana herkesten farklı yaklaşsan da çok yapışık değilsin. Hatta bu tatilde uyumak için bile beni tercih etmedin çoğu zaman.

Bilgisayar ile çok haşır neşirsin. Bunda buraya taşındıktan sonra evde televizyon yayını olmaması nedeni ile laptopu televizyona bağlayarak bir şeyler izlememizin ve bizim bolca bilgisayar kullanan insanlar olmamızın da etkisi var. İki yaşına yaklaşırken mouse kullanmaya başladın. Hatta televizyona bağlı laptoptan çift monitör dahi kullanıyorsun. Sanıyorum 6-7 aydır istediğin bir videoyu, dosyayı ya da programı açıp istediğini kendi kendine yapıyorsun. Genellikle açtığın programlar paint, i-tunes ve windows media center ve buradaki oyunlar. Pasta yapma ve eş bulma oyununu çok seviyorsun. Bunları bulmak tamamı ile senin marifetin. Media center'ın içinde oyun olduğundan dahi haberim yoktu. Onun dışında çizgi film ve kendi videolarının olduğu dosyanın yerini bir şekilde öğrenmişsin. Oradan istediğini açıp izliyorsun. Sanırım bu konuda da babana çekmişsin. Ellerin gerçekten marifetli. Mouse'u erkenden kullanmaya başlamanda bunun da etkisi büyük diye düşünüyorum. Bu marifetlilikte de ince uzun parmaklarının payı büyük. Bu da benden sana :)

Bir de son zamanlarda iyiden iyiye hayal dünyasında yaşıyorsun. İki yaş civarı başladı şimdi çok daha iyi konuştuğundan beni daha iyi katabiliyorsun oyunlarına. Bir dinazorlar geliyor, bir taşlar düşüyor... Daha çok macera dolu hikayelerin. Arada şöför olup beni arkaya atıp havuza götürüyorsun ya da tek başına binip işe gidiyorsun. Bir kaç ay önce ilk kez yaşıtın biri -Ela- ile başladın evcilik tipi oyunlara. Onların bahçesinde bir ağacı market yapıp alışverişe gittiniz aldıklarınızı plastik çocuk evinde pişirip yediniz. Ortada ne bir oyuncak tabak, yemek, poşet hiç ama hiç bir şey yoktu. Bu arada asıl kurgu sana değil Ela'ya aitti. İlk bir kaç seferden sonra sen evde oturup habire kızı bakkala gönderdin. O da dünden razıydı zaten. Taşıdı taşıdı, sen de yedin :))

İşte ilk aklıma gelenler bunlar oğlum. Sen daha çok küçücüksün, daha çok değişirsin ama değişmeyecek tek şey benim ve babanın sana olan sevgisidir. Unutma... "


Benim de bunu paylaşmam gerek dersen :) Paylaş

2 Response to "İlk Günden Bu Güne Demiy Ulsoyn (Demir Ulsoy)"

  1. YesiM 2 Ağustos 2011 21:16
    O zaman Ela'nin annesinden kocaman bir masallah Demir kuzusuna :)
  2. Evrim 4 Ağustos 2011 10:40
    Asıl benden Ela'ya masallah. O benim çocuk idolüm :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...