Memurus Öğretmenus Tipi Tatil ve Onların Toplayıcı Çocukları

Sanıyorum ilkokul 4 yazıydı. Memurus öğretmenuslar olarak iki aile tatile çıkmıştık. Öyle bir tatil ki gidişi ayrı macera kendisi ayrı. Ekonomi olsun diye anne ve babası otobüsle giden Özge ve Halil'i bizim arabaya almıştık. Çadır tatili yapacağımız için dört çocuk arka koltuktaki sünger yatakların üzerinde seyahat etme konforunu yaşarken bir de yolda kaldık. Babam bidonla benzin bulmaya gitti, annem güneşin anlında kara yolu kenarında dört çocukla.... Daha neler, neler ama uzatmayayım. Biz çadırda, Özgeler barakada kalıyordu. Bir barakanın ortak alan konforunun bizi idare edeceğini mi düşünmüştüler yoksa zaten orada müsait sadece bir baraka mı vardı bilmiyorum. Biz çocuklar işin o kısımları ile ilgilenmiyorduk. Ama yemekler barakanın önündeki tenteli alanda yapılıyor, yeniyordu. Biz sadece yatmaya çadırımıza gidiyorduk. Tam komün hayatı! Arada didişsek de çocuklar olarak çok mutluyduk. Benzer yaşlarda dört çocuktuk. Daha ne olsun! Gecenin bir yarısı delicesine yağan yağmurda çadırı bırakıp barakada toplanmak, yağmurun barakanın eternit çatısını delercesine yağarken çıkardığı sesler maceraydı, eğlenceydi bizim için. Ben daha fazla nostalji denizinde boğulmadan asıl anlatmak istediğim anıya sekiyorum yoksa sadece tatili sayfalar dolusu anlatabilirim.

Yaz tabi, günler uzun. Bomboş sahil. Yüz, yüz bir yere kadar. Biz çocuklara eğlence lazım! Bir müddettir zaten bulunduğumuz civarda deniz kabuğu topluyorduk. O gün hiç farkında olmadan deniz kabuğu toplaya toplaya kaldığımız yerden çok uzaklaşmışız. Hem mesafeyi hem de zamanı unutmuşuz. Yaşımız gereği çok zor olmasa gerek. Ama çok güzel deniz kabukları bulmuştuk! Yani o çocuk aklımla bana mı güzel gelmiştiler bilmiyorum ama öyle güzellerini bir daha görmedim. Yanarlı dönerli parlaklar, pembemsi renkliler, farklı şekilliler, farklı kokulular (alla alla inanmıyor musunuz!)... Anneler ve babalar yokluğumuzu fark edince deli olmuşlar. Dördü de bizi aramak için dört bir yana dağılmış. Deniz kenarı! Paniklerini düşünemiyorum bile. En büyüğü 11 en küçüğü 6 yaşında dört çocuk! Bizi bulan Mehmet amca oldu. Gözlerinden çıkan ateşi bu gün gibi hatırlıyorum. Biz gayet rahat deniz kabuğu topladığımıza dair bir açıklama yapınca sinirinden elimizde ne kadar deniz kabuğu varsa alıp denize fırlatmıştı. Bu işten en zararlı da ben çıkmıştım çünkü diğerleri sadece o gün topladıklarını kaybetmişti bense salak gibi tatil başından beri tüm topladıklarımı yanımda getirdiğim için hepsinden olmuştum. Hala içim sızlar! Denize dalıp kurtarabildiklerimi kurtarmayı bile düşünmüş ama Mehmet amcanın hışmından korktuğum için vazgeçmiştim. Anneme söylendiğimi hatırlıyorum. "Kendi çocuklarınınkileri atsın. Benimkileri neden atıyor?" (Bak, bak! Hem suçlu hem güçlüye bak!) 

Ne düşündük, neden o kadar büyülü geldi o deniz kabuklarını toplamak bilmiyorum. Ama çocuk milleti seviyor sanırım toplamayı. Bir dönem de taş topladım. El ayasından büyükçe yüz şekline benzer yassı pürüzssüz taşlar topladım. Tutkallı hamurdan örgülü saç yapıp, yüz çiziyor, boyuyor sonra da vernikliyordum. Halamın evinde hala vitrinde duruyor biri. Annem atmış galiba artık. Bu bebeklerden yapma aşkından bir dönemi kafam yerlerde taş arayarak geçirdim. Bir ara meşrubat kapağı topladım. Peçete gibi daha hijyenik olanları saymıyorum bunlar sokaktan topladıklarım. Panik yok! Koleksiyon hastalığı olan bir yetişkin olmadım. Her şey çocuklukta kaldı. Aksine çok kolay atabilen biriyim. Atamamanın, verememenin, vazgeçememenin, sadeleşememenin, nesnelerle fazla duygusal bağ kurmanın hastalıklı bir durum olduğunu düşünüyorum.

Eveeet, işte şimdi okuldaki teneffüslerini ve öğle tatillerini çalı, çırpı ve taş toplamakla geçiren bir tane var benim de elimde. Toplayıp toplayıp sınıfına götürüyor ve asla unutmadan ve utanmadan öğretmeninden geri isteyip eve taşıyordu. Öğretmeni ile bol gülümsemeli bir kaç diyaloğumuz da geçti bu konu ile ilgili. İki gündür yeni bir şey çıkardı topladıklarını bahçede bir yerde zulalıyor. Ben onu almaya gittiğimde oradan alıyoruz. Bir iki parça olsa neyse kendi taşıyamıyor bir kısmını da bana veriyor. Dün getirdiklerini değnek adam ve ailesi diye tanıttı. Keçeli kalemle evde boyadı onları. Taşlar nedir söylemedi. Bu gün de getirdi bir sürü çalı çırpı. Değnek adam köyü kuracağız evde az kaldı.

Bahar çarpan Demir ve çeri çöpü pardon değnek adamları. Sağ avuçta da minik bir taş var.

Benim de bunu paylaşmam gerek dersen :) Paylaş

5 Response to "Memurus Öğretmenus Tipi Tatil ve Onların Toplayıcı Çocukları"

  1. nil 21 Mart 2012 08:30
    Bahar çarpan Demir'imi öperim.

    Uzuuun uzuuun tatil anılarını okumak isterim.

    Harbiden ne atıyor deniz kabuklarını o amca, alla alla.

    Buraya kadar herşey iyi hoş da bana niye hastalıklı diyorsun be arkadaşım, kuruyorum duygusal bağ çerle çöple, kutuyla alla alla:))
  2. Evrim 21 Mart 2012 09:18
    Ama ama duygusal bağ demedim ki "fazla duygusal bağ" dedim. "Onun o anısı var, bunun bu anısı var" diye hiç bir şey atamayanlar kastım :) Mesela Demir in bebeklik bir kaç kıyafetini sakladım ben de, göbek bağıda duruyor :P O kadar da öküz değilim yanı :) Ama "aaay" diye aşırı duysulalaşıp hiç bir şeyini elden çıkaramamak bahsettiğim. Anlaştık mı? Eminim senin ki dozundadır :))

    Bu arada attı valla gitti deniz kabukları :))
  3. özge 21 Mart 2012 09:35
    Ahh babacım ahh .. daha geçen gün hatırladık bu olayı babamla, uzun uzun konuştuk.. kaybetme hissinin ne demek olduğunu.
    Ben Eda' yı iki defa dışarıda gözden kaçırdım. Hatta birinde kafayı yiyecektim. Ve onu bulduğumda gözlerimden aynı ateş fırladı. Bir kaç dakikalık kaybetme duygusu bir anda ne geçmiş ne de gelecek bıraktı. Ama onu bulduğumda söylediği saflığı yaşamıştık bizde Evrimcim. Eda aynen şöyle dedi "süprizzz" yaaa canım arkadaşım zaman ve kişiler değişse bile yaşanan yada yaşanmak istenen duygular aynı galiba .... Bu arada Eda' da pek meraklı taş, kabuk, çubuk taoplamaya.... acaba o gün yaşadıklarımız derinlere kazınıp genlerle çocuklara mı geçti :)))
  4. Stelliger 22 Mart 2012 00:54
    Hayal dünyasi o kadar zengin ki, kimbilir neler düşünüyor, kuruyor onları toplarken... İnsan hiç büyümesin, hep böyle masum kalsın, kötülüklerlerle tanışmasın istiyor...
  5. esra cem 22 Mart 2012 11:21
    ben de kucukken kova kova deniz kabugu biriktirmistim sonra birileri sakladigim yerden bulmus atmis yikilmistim:) sonra yaprak pecete vs. o zamanlar bunlar modaydi demekki :) simdilik Arda'da biriktirme huyu yok demekki benim genlerden gecmemis babasinin kucuk kopyasi iste nolcak :)) bu arada blogunu sevdim:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...